Yolumuz Devrim Yolu !
Faşizme Kapitalizme Emperyalizme ve Her Türden Gericiliğe Karşı Yolumuz Devrim Yolu !

Faşizm

Faşizm de emperyalizm gibi bir sistemdir. Faşizm iki türlü olur: Sanayii devrimini yapan ülke faşizmi, yarı yolda kalmış ülke faşizmi. Sanayii devrimini gecikerek de yapmış olsa, sanayii devrimini yapmış ülke faşizminin klasik örnekleri, Mussolini İtalyası ve Hitler Almanyası faşizmleridir. Sanayii devrimini yapmamış, yarı yolda kalan ülke faşizmlerinin sayısız örnekleri vardır.

Bilindiği gibi kapitalizm, eşit olmayan gelişim süreçlerini izler. Batı Avrupa’da en son endüstri devrimini yapan ülkeler, Almanya ve İtalya’dır. Birinci derecede Almanya, ikinci derecede İtalya sanayii devrimini yaparken ve emperyalizm dönemlerine girerken dünya hammadde pazarlarının paylaşılmış bulunduğunu hayretle gördüler. Yeryüzünü büyütmek olanaksız olduğuna göre, dünyayı daha önce paylaşmış bulunan ülkelerle boğuşarak hesaplaşmak ve onlardan pazar koparmak gerekirdi. İşte Birinci ve İkinci Dünya savaşları böyle olmuştur. Bunlara Japon militarizmini de eklemek gerekir.

Geri bıraktırılmış ülke ya da yarı yolda kalmış ülke faşizmlerine gelince: Bunlar, kapitalistleşme sürecinde bulunan ülkelerdir. Bu ülkelerin dünya pazarlarında rekabet edecekgüçleri olmadığı için içte, çifte, püsküllü ve çileli bir sömürüye yönelirler. Bunların parolaları “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” propagandası ve ajitasyonudur. Bu sömürüyü sürdürmek için de diktatöryaya, çoğunlukla askeri diktatoryaya başvururlar.

Nüans farkları biryana bırakılırsa günümüzde ve geçmişe uzanan yarım yüzyıllık süre içinde yeralan geri bıraktırılmış ülke rejimleri bu kategoride yeralır. Geri bıraktırılmış bu üklerin amacı, sadece iç sömürüye dayanarak burjuva sınıflarını yaratmaktır. Acaba şimdiye kadar bu ülkelerden biri veya birkaçı bu yolda başarı elde etmişler midir? Ne yazık ki, ortada başarı gösteren bir tek ülke bile gösterilemez. Bu da normal bir şeydir. Çünkü emperyalizme bağımlı geri bıraktırılmış ülkelerin saniyeleşemeyecekleri sosyal bilim alanında matematik kesinlikle ispatlanmış bulunmaktadır. Zira pazar paylaşması çoktan oldu-bitti haline gelmiştir. Bu bağımlı ülkelerin sanayii güçleri yitip daha önce pazar kapmış emperyalist güçlerle pazar rekabeti, pazar savaşı yapamayacakları içindir ki, emperyalizme bağımlı hale gelmişlerdir. O halde bu, emperyalizme bağımlı geri bıraktırılmış ülkelerin ekonomilerini geliştirme insiyatifleri tamamen emperyalist güçlerin takdir yetkilerine bağlanmış bulunmaktadır. Bu da montajcılık vb. gibi işlemlerdir. O halde emperyalizme bağımlı yarı yolda kalmış ülke yöneticilerinin bütün kalkınma laf ve edebiyatı halkları aldatmaya yönelik hareketler olmaktan başka hiçbir şey ifade etmez.

Geri bıraktırılmış ülkeler topluluğunun ikinci bölümü olan politik bakımdan bağımsız ve kendilerine günümüzde üçüncü dünya ülkeleri denen gruba gelince: Bunlar her ne kadar politik olarak emperyalizmden kopmuşlarsa da ekonomik bakımından hala emperyalizme bağlıdır. Bunlar, kapitalist ve sosyalist sistem arasında yalpa yapan, gidip gelen, birine yaklaşıp öbüründen uzaklaşan,daha önce uzaklaştığı ülkeye tekrar yaklaşan, yine daha önce yaklaştığı ülkeden uzaklaşan, gezgin, kaygan adeta ip üzerinde oynayan cambazlara benzerler. Politik bakımdan bağımsız, ekonomik bakımdan bağımlı, fakat ekonomik bağımlılıktan da kurtulmak isteyen bu ülkeler eninde sonunda gene emperyalist sistemle bütünleşirler. Elli altmış yıldan beri verilen örnekler bu yöndedir. Bu da doğaldır: Zira burjuvazinin sosyalizmi kuramayacağı bilimsel bir gerçektir.

Bilimsel sosyalizm literatürünün ve işçi hareketinin doğması ile burjuva bilim ve pratiği bilim açısından mahkum edilip boynuna ölüm fermanı astırılmıştır. Batı burjuva sistemi, burjuva kapitalist sistemi mahkum edilince Asya’da, Latin Amerika’da, Orta-Doğu’da ve Afrika’da burjuva demokratik devrimler başlamıştır. Elli altmış yıllık süre içerisinde bu yeni demokratik devrimler gerçi emperyalist sisteme büyük darbeler indirmiş ve indirmekteyse de günümüzde bu hareketlerin manevra kaabiliyetleri son derece daralmış ve sınırlandırılmıştır. Adı geçen bu hareketler iki sistem içerisinde sıkışıp kalmışlardır. Sosyalizmin etkisi ile burjuva yöneticiler sağa, gerçek devrim sahipleri olan işçi ve emekçi yağınlar da uyanıp sola eğilmektedirler. Bu tip yönetimler de denge tutturmak için içeride faşizme başvurmaktadırlar.

Uzun zamanlar, ulusal kurtuluş hareketleri tozu dumana katara dünya kamuoyunda sanki tek devrimci güçmüş gibi bir görüntü kazandılarsa da günümüzde bu renkli imaj yavaş yavaş aralanmaktadır. Şimdilerde sosyalist sistem ve bu sisteme yönelik işçi sınıfı önderliğindeki burjuva demokratik devrim hareketleri ağırlık kazanmaktadır artık. Bu nevi hareketler, politik yönden bağımsız olan ülkeleri sağa kaydırmaktadır. Gerçi, bazı yerlerde sağcı yönetimler sola açılır görünmekte iseler de bu, bir görüntüdür ve iç ve dış koşulların zorladığı geçici bir durumdur. Yukarıda değindiğim gibi sola kaymanın gerek garantisi emekçi halk yığınlarının dış etkilerden de esinlenereke uyanmaları ve sola doğru harekete geçmeleridir...

Geçmişte nasıl Batı’daki burjuva demokratik devrimleri bilimnsel sosyalizmin ve işçi hareketlerinin doğması ile mahkum edilmiş, 1917’den itibaren çöküntüye başlamış ve ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra sosyalist ülkelerin bir topluluk bir kamp oluşturması ile emperyalizm tam çöküntü safhasına girmiş ve günümüzde Güney Doğu Asya’daki çarpıcı hareketlerle emperyalizmin bir canavar gibi deri yüzülmesi sahasına gelmişse, artık ulusal kurtuluş hareketlerinin burjuva önderliği de bu tarihsel seyir içinde manevra yeteneğini gittikçe yitirmektedir. Doğaldır ki, yukarıda çizdiğim sosyalizm grafiği önce ulusal kurtuluş hareketlerinin manevra alanını genişletmiş daha sonra bu alanı daratlmaya başlamıştır. 20. yüzyılın başında Avrupa dışında başlayan ikinci nevi burjuva demokratik devrim hareketleri de birincileri gibi mahkumiyete doğru yön almaktadırlar. Hiç değilse bu hareketlerin burjuva önderliği mahkum olmak üzeredir. Dünya’da sosyalizme doğru esen devrimci fırtına yer yüzünde kamplaşmayı hızlandıracak, üretim güçleri gelişkin geri bıraktırılmış ülkelerde sola, üretim ilişkileri gelişkin olmayan geri bıraktırılmış ülkelerde de sağa kaymalar baş gösterecektir.

Demek oluyor ki, faşizm de bir dünya sistemidir ve dünyanın devrimci gelişmesi ile faşizm de emperyalizm gibi tarihin çöp sepetine atılacaktır. Gerçi geri bıraktırılmış ülkeler faşizmi ilk zamanlarda feodal unsurlar üzerinde de bir terör estirmektelerse de bundan en çok sosyalistler ve emekçi halk yığınları zarar görür. Çünkü, Avrupa’da ilk zamanlar bu terör feodaller üzerinde estirilmiş ise de, sonraları baskılar işçi sınıfına, sosyalistlere ve emekçi halk yığınlarına yöneltilmiştir. Emperyalizmle mücadele eden geri bıraktırılmış ülkelerin hemen hemen hepsi içte anti-sosyalisttirler ve faşizmin uygulayıcılarıdırlar. Sosyalist ülkeler, henüz sosyalist sistemin zayıfı olduğu dönemlerde bu durumlara göz yumuyorlardı. Bundan böyle geri bıraktırılmış ülkelerin emperyalizme karşı mücadele bahanesi ile emekçiler ve sosyalistler üzerinde faşizmi ve ezdikleri küçük halklar üzerinde şövenizmi artık rahatlıkla uygulayamayacaklardır. Çünkü, baskıdan kurtulmak isteyen bir ulusun emekçiler ve sosyalistler üzerinde baskı kurması meşru ve mantıksal değildir. Gene baskıdan kurtulmak isteyen geri bıraktırılmış küçük bir ulusun aynı ülkedeki başka bir veya birkaç geri bıraktırılmış ulus üzerinde de baskı ve terör estirmesi onu boyunduruk altına alması asla meşru bir tutum değildir.

Emperyalizme bağımlı hale getirilmiş bir ulusun bu sözü geçen sınıf, tabaka ve halklar üzerinde baskı ve terör yöntemi uygulaması öncelikle meşru değildir. Çünkü, bunun elinde emperyalizmle mücadele paravanası ve bahanesi de yoktur.

Anti-emperyalist mücadele veren ve çoğu da kendi içinde başka ulusları ezen geri bıraktırılmış hiç bir ülke bu ana kadar sosyalizme geçememiş, çoğu dönüp dolaşıp emperyalizmin kucağına tekrar yuvarlanmıştır. Burjuva önderliğinde anti-emperyalist demokratik mücadele veren geri bıraktırılmış ülkelerin sosyalizme geçişlerinin tek örneği Küba’dır.